Aristoteles bu üçlünün ayrılmamasını; bir bütünün sarsılmaz sütunları olmasını isterdi. Biz ise tam tersine; hikâyenin o sütunların arasından sızıp dağıldığı yerde başlıyoruz.
Üçbirlik Tiyatrosu, adını klasik nizamın katı kurallarından alıyor olabilir; ancak biz o kuralları sahnede yavaşça, neredeyse görünmez bir titizlikle çözüyoruz. Bizim için sahne, üzerinde yürünecek sağlam bir zemin değil; anlamın kaydığı, karakterlerin kendi gerçekliklerinden kuşku duyduğu ve seyircinin "şimdi"den koptuğu bir boşluktur.